Halk arasında “karasu”, tıp dilinde ise “glokom” olarak bilinen göz tansiyonu, göz içerisindeki basıncın artmasıyla ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Göz içerisinde, göz için gerekli olan, gözü besleyen çeşitli gözyaşı suları ve sıvılar vardır. Bu sıvılar göz içerisindeki sirkülasyonundan sonra küçük kanallar vasıtasıyla dışarıya doğru boşaltılır. Gözdeki bu boşaltım sisteminde meydana gelen tıkanıklıklar ve çeşitli deformasyonlar neticesinde göz içerisindeki basıncın artması sonucunda oluşur. Göz tansiyonu çeşitli şekillerde tezahür edebilir. En sık görülen göz tansiyonu, yaşın ilerlemesine bağlı olarak meydana gelen  “kronik seyirli göz tansiyonu”dur. Bu rahatsızlık, gözün yıllar boyunca yorulması ve deforme olması sonucunda oluşur. Kronik seyirli göz tansiyonlarında görme işlevi, gözün dıştan içeri doğru yavaş yavaş kapanmasıyla azalır. Yavaş bir seyir gösteren bu tarz göz tansiyonlarında ilk başta herhangi bir görme bozukluğu ya da ağrı olmadığından kişi tarafından fark edilemeyeceği için, düzenli olarak göz kontrolü yaptırmakta fayda vardır. Bununla birlikte gözde ani bir şekilde şiddetli bir ağrıyla meydana gelen “ani açı kapanması” denilen göz tansiyonu, tehlikeli bir komplikasyon olarak karşımıza çıkabilir. Bu hastalığın meydana geldiği durumlarda kişi etrafını puslu ve bulanık bir şekilde görür ve ışığın etrafında bir perde varmış gibi hisseder. Böyle bir rahatsızlık yaşayan kişinin ağrıları çok şiddetli olabilir ve en kısa zamanda göz hekimine gidilmesi elzemdir. 

İlerleyen yaş, şeker hastalığı, göz yaralanmaları sonucu gözde meydana gelen deformasyonlar, uzun süreli kortizon kullanımı, yüksek tansiyon, miyop (uzağı ve yakını görme sorunu) ve sigara kullanımı gibi durumlar göz tansiyonunun oluşumuna neden olabilecek faktörlerdir. Bu durumlardan muzdarip olan kişilerin, düzenli olarak göz muayenelerini gerçekleştirmeleri, erken tanı için önemlidir. Bunların yanı sıra genetik yatkınlıklar da göz tansiyonun en büyük nedenlerinden biri olabilir. Birinci ya da ikinci derece akrabalarında göz tansiyonu olan kişiler, bu hastalığın risk grubundadırlar.

Göz tansiyonu belirtilerinin en az bir kaçından muzdarip olan kişilerin ilk iş olarak göz tansiyonlarını ölçtürmeleri gerekir. Göz, kapalı bir organ olduğundan, bu kapalı organı ölçmek için aynı şekilde karşı bir basınç oluşturulur. Yani, ya gözün üzerine hava püskürtülerek göz tansiyonu ölçülür ya da bu tarz rahatsızlıklar için hazırlanmış aletlerle gözün üzerine bastırarak göz basıncını belirlemek mümkündür. Ölçüm için kullanılan bu aletlere “tonometre” adı verilmektedir.  Göz tansiyonu mutlaka uzman bir hekim tarafından ölçülmelidir. Zira göz tansiyonu belirlemek için kullanılan aletler, evde kişi tarafından, kola yerleştirilerek vücudun tansiyonunu ölçmek için kolayca kullanılabilen aletlerden daha kompleks ve farklıdır. Bunların dışında göz tansiyonunu ölçmek için görme siniri ve sinir lifleri tabakasının incelenmesi gibi tedavi yöntemleri de uygulanabilir. Hastalığın teşhisinden sonra doktor tarafından verilen ilaçların ve damlaların düzenli olarak kullanılması ise hastalığın ilerlemesini engellemek için önemlidir.