DURU YÜCEL
İçerik Yazarı

Korkularla, endişelerle yüzleşirken berrak düşünmek neredeyse imkansızdır. Hızla çarpan bir kalp, terleyen eller ve panik halinde, kafası karışmış olma durumu adrenalinin doğal sonuçlarından. Bu yüzden, korku halinde ilk yapmanız gereken fiziksel etkilerin dinmesi için kendinize sakin kalma anı yaratmak. Oturduğunuz yer veya her neredeyseniz oranın etrafında 15 dakika yürüyerek ilginizi dağıtın, bir bardak çay için veya güzel bir duş alın. Fiziksel olarak sakinleştikten sonra, korkularınız ve anksiyetenizle nasıl baş edeceğinizi, neler yapmanız gerektiğini daha iyi analiz edebilirsiniz. Bir şeyle ilgili endişeli olduğunuzda, ister iş, ister ilişki, ister bir sınav olsun, en kötü ihtimalle ne olabileceğini düşünmek işinize yarayabilir. 

Bir sunum, bir telefon görüşmesi veya bir her hangi iletişiminiz gerçekten kötü de geçse büyük ihtimalle siz de bütün dünya da hayatta kalmaya devam edeceksiniz. Bazen olabilecek en kötü şey bir panik ataktır. Eğer kalp atışınız hızlanıyor veya avuç içleriniz terliyorsa, en iyisi bu durumlarla savaşmamaktır. Olduğunuz yerde kalın ve basitçe paniği kendi ilginizi başka şeylerle dağıtmaya çalışarak geçiştirin. Avuç içinizi karnınızın ortasına koyun ve yavaş, uzun ve derin nefesler alın (bir seferde 12 kereden fazla olmamak kaydıyla). Bir saate yakın sürebilir ama sonunda panik kendiliğinden kaybolacaktır. Amaç, aklınızı panikle baş edebilecek hale getirerek korkunun kendisinden korkmaktan özgürleşmektir. Korkuları önlemek yalnızca onları daha da büyütür. Örneğin asansöre binerken panikliyorsanız, başka bir gün tekrar asansöre binmeniz iyi olacaktır. Asansörde kalın ve korku geçene kadar onu hissetmenize izin verin. Korktuğunuz her neyse onunla yüzleştiğinizde ortadan kalkacaktır. Korkularınızla her yüzleştiğinizde bir daha aynı şeyle karşılaştığınızda daha güçlü ve dirayetli bulacaksınız kendinizi, ta ki sonunda artık sizin için hiç sorun olmayana kadar. Hatta daha ileri giderek bazen korkunuzun en kötü versiyonunu hayal etmeniz bir süre en kötü hayalinize daldıktan sonra, kaybolacaktır. Bu tıpkı kaçan kovalanır prensibiyle aynıdır. 

Genelde korkularımız gerçeklerden ve gerçekleşenlerden çok daha kötüdür. Daha önce saldırıya uğramış biri tekrar karanlık bir yerden geçerken aynı şeyin olacağını düşünmeden edemez. Fakat saldırının tekrar olma olasılığı gerçekten çok düşüktür. Hayatı siyah-beyaz gören, mükemmeliyetçi biri, örneğin anne olmaya ilişkin “Eğer dünyadaki en iyi anne olmazsam bir başarısızlık örneği olurum” diye düşünür veya daha obsesif vakalarda “DVD’lerim aynı yöne bakmıyor, hayatım tam bir düzensizlik örneği!” gibi düşünceler de baş gösterebilir. Hayat türlü stresle doludur ve yine de çoğumuz hayatımızın mükemmel olması gerektiğini düşünürüz. Kötü günler ve engeller her zaman olacaktır ve hayatın doğasının bu olduğunu kabul etmek ve anlayarak bunu hep hatırlamak önemlidir. 

Stres ve korku anlarında gözlerinizi kapatmak için bir dakikanızı ayırın ve sakin, rahat hissettiren bir yerde olduğunuzu hayal edin, örneğin güzel bir plajda yürüdüğünüz veya evde beslediğiniz hayvanınızla baş başa geçirdiğiniz özel ve güzel bir an veya çocukluğunuzdan mutlu bir anı olabilir. Daha rahatlamış hissedene kadar bu pozitif duyguların sizi yumuşatmasına izin verin. 

Farklı sağaltım yolları 

Duyguları paylaşmak korkulacak bir şey olmaları algısından uzağa taşır onları. Eğer duygularınızı paylaşacağınız birileri yoksa, yazarak ve yazdıklarını sesli okuyarak da önemli bir sağaltım yaşayabilirsiniz. 

Ayrıca genel olarak iyi bir uyku, bütünsel, işlenmemiş gıdalardan oluşan bir beslenme ve iyi bir yürüyüş, yoga, meditasyon gibi günlük hayatı iyi kılacak şeyler de duygu durumu ve düşüncelerinizin dengelenmesinde sandığımızdan daha önemli rol oynar. Çoğu insan alkol, uyuşturucu gibi şeylere yönelir ve bunların onlara daha iyi hissettireceğini düşünür fakat bu sadece onların gerginliğini daha da artıran bir şey olur. 

Sevdiğiniz şeylerin listesini yapmak ve bunları sık sık yapmaya çalışmak da her anlamda sağlıklı kalmanıza yardımcı olacaktır.

Bir karakter yaratmak da size çok iyi gelecektir. İçinizdeki korkuyu simgeleyen bir karakter yaratmak hatta ona ses ve görüntü netliği kazandırmak ve her seferinde onu gerekli anlarda aynı şekilde görmek ve duymak önemli. Bu fantastik korkunç bir yaratık olabileceği gibi, size benzeyen ama kendinizi korku dolu hissettiğinizde nasıl bir görüntü ve ses çağrışımı ilhamı alıyorsanız öyle şekillendirdiğiniz bir versiyonunuz da olabilir. Burada önemli olan gerçekliğini hissedebileceğiniz bir karakter yaratmak. Çünkü korkular, her neye mal olursa olsun güvence ve tam garanti ihtiyacında olan daha bilinçsiz bir parçanızdan yüzeye çıkıyor ve aslında merkezinizdeki gücünüzle, cesaretinizle, iç benliğiniz ve hayallerinizin size verdiği güçle bu korku duyan haliniz iki ayrı şey. Ve merkezinizdeki o güçlü, cesur haliniz çok daha dengeli ve özünüze uygun haliniz. Bu yüzden eğer korkunuza karakter verip onu ötekileştirirseniz aslında o tarafa artık aitlik hissi duymayacağınızdan dinlememeniz, ilgilenmemeniz gereken bir şey olduğunu deneyimlemeye başlarsınız ve kendinizi bundan arındırmanız çok daha kolay olur.

Korkular bizi rehin alır ve belli bir eylem ya da olay sonucunda belirli bir/bir çok şey olacağını düşünürüz. Buna çare, “Ee ne olmuş?”, “Olursa ne olur ki?” diye değerlendirmek ve böylece mesafe koyabilmekte. Örneğin, maaşınıza zam bekliyorsunuz ve olmaması ihtimali sizi gerçekten çok korkutuyor. Bu durumda “Almazsam ne olur?” diye sorun. Muhtemelen kendinizi “Hayal kırıklığına uğrarım ve iş değiştirmeyi değerlendirmeye başlarım.” gibi sonuçlara götürür ve bu sonuçları “Dünyanın sonu da olmaz.” noktasına gelene kadar sıralamaya devam edin. Bu da korkunuzdan sizden çaldığı gücü geri almanız anlamına gelir. Her tür problem için korkunuzu bu soru sorma oyununun sonuna kadar kovalayın. 

Olan’ı sevin!

Endişe ve korku durumlarında, Byron Katie’nin “Olanı Sevmek” adlı kitabında ve insanlarla yaptığı çalışmalarında olduğu gibi, “Bu gerçek mi?” sorusunu yöneltin o duruma ve bunun gibi soruları sürdürün. “Bunun gerçekten doğru olduğunu, gerçekten böyle (korktuğunuz gerçek(!) her ne ise) olduğunu/olacağını şüphesiz bilebilir miyim?” diye sorun. Genellikle kesinliğinden çok emin olmadığınız gerçeğiyle karşılaşacaksınız ve korkudan özgürleşip, anla kucaklaşmanıza yardımcı olacak. 

İnsan varoluşuyla ilgili ilginç gerçeklerden biri de, korku ve sevginin aynı anda ve yerde bulunamayacağı. Dolayısıyla, korku ve endişe halinde, sizde sevgi duygusunu uyandıracak, içinizi sevgiyle dolduracak aktivitelere odaklanın. Örneğin sevdiğiniz birini arayın, iyi hissettiren şarkınızı dinleyin, bir resme bakın ya da o anda aklınıza ilk gelen, belki de en son yoğun bir sevgi duygusuyla sarmalandığınız en son ana gidin ve onu tekrar yaşayın. Bir güven, sıcaklık, huzur ve yumuşaklık hissettiğinizde o an bunu başarmışsınız demektir. Ayrıca bir meditasyon tekniğinde olduğu gibi, gözünüz kapalı, kalbinizin merkez noktasına yönelerek, içeride bir ışık olduğunu varsayarak (gerekirse aynı zamanda ışığı görsel olarak hayal de ederek) ve ona odaklanarak da sevgiyle, daha içsel ve aslında daha soyut olan, doğuştan hepimizde bulunan o kaynak noktasıyla buluşabilirsiniz. Gerçekten ışığın oradaki varlığını yoğun bir şekilde hissettikten sonra “doyduğunuzu” hissettiğinizde gözünüzü açabilirsiniz. Farkı göreceksiniz. 

Korkudan ne yapıp edip yine de özgürleşemediğiniz durumlarda, onun devam etmesine, orada olmasına ve sizle yol almasına izin verin. Yani varlığıyla savaşmayın, sizi durdurmasına ya da sizi kontrol etmesine de izin vermeyin ve sadece onun da orada olmasına rağmen ve onunla birlikte hareket etmeye devam edin. Araba örneğinde olduğu gibi, sürücü koltuğunda siz olun ve korkuyu da arabadan indirmeye çalışmadan, arka koltukta sizinle ilerlemesini ama asla nereye gideceğinizi söylememesini sağlayın. Bu “-e rağmen” yaklaşımıdır, tıpkı hayattaki pek çok alanda uyguladığımız gibi. 

 Korkudan arınık, sevgiye “sarınık” olmamız dileğimizle..