FATİH GENÇ
İçerik Yazarı

Duyduklarım doğru mu deriz, kulaklarıma inanamıyorum. Bu, her birimizin kulak kepçesinde toplanan seslerin farklılığından mıdır; yoksa her bir bireye ulaşan sesler zaten birbirinden başka mıdır? Bakalım öyle mi?

Dünyada bize en büyük oyunu oynayan, bizi en büyük yanlışlara sürükleyen şeyin, bizim kendi beynimiz olduğundan artık kimsenin bir şüphesi kalmadı. Beynimiz, tüm oyunların başlatıcısı ve bitiricisi. Bu konuda en ufak bir şüphesi olan biri dursa ve arkasına dönse, az bir zaman geçtikten sonra tekrar aynı hareketi yapsa, beyninin ne tür bir film çevirdiğine kolaylıkla ikna olacaktır. Çünkü beyin ilk döndüğünde önerdiği odak noktayı, ikinci dönüşte önermeyecektir. Mesela ilkinde asıl görülmesi gereken, dikkate değer olan şeyin kapı olduğunu düşündürse; ikinci bakışta dikkati kapının arkasındaki askıya yönlendirebilir. Çoğunlukla da böyle yapar. Tamam, kapı var ama ya askı.

İnsanların hayatlarında en çok umursadıkları temel unsur tutarlılıktır. Öyle ki, bu durum nefes almak su içmek kadar hayatidir. Çünkü insan beyni benzer bir durumla karşılaştığında, eski referanslarına başvurur. Belleğinde benzer bir durum bulamadığı takdirde, yeni durumu eski duruma benzetir. İşin içinden kolayca çıkar.

Triton Paradoksu

Burada tekrar baştaki noktaya dönersek, beynimizin bize oynadığı oyunlar sadece görme duyusuyla sınırlı değildir. Duyduğumuz sesler de beynimizin bize fısıldadığı, bir takım seçilmiş seslerdir. “Triton Paradoksu”nu buna örnek verebiliriz.  Bir grup insana dinletilen bir kayıtta dört çift notanın her çiftinde, ikinci notanın daha ince mi yoksa daha kalın mı olduğu soruluyor. Bu gruptakilerin yarısı ince, diğer yarısı kalın olduğunu düşünüyor. Aslında bu testte, doğru cevap diye bir şey yoktur. Birbirinden ayrılması imkânsız olan tonların arasında, beynimiz bir tercih yapıyor. Bize, bir odak nokta buluyor. En yakın şıkka yönelip,  doğru olanın o olduğunu telkin ediyor.

İşte insan beyni eski tecrübelerini baz alıp, kendine yeni görme ve duyma biçimleri yaratıyor. Hatta uzmanlar, Triton Paradoksu’nda dinleyicilerin verdikleri cevapların dillere ve aksanlara göre bile değişebileceğini söylüyor. Örneğin Kaliforniyalıların ve İngilizlerin verdikleri yanıtlar birbirinden farklı olabilir. Daha detaylı düşünürsek, sağ elini kullanmanın ya da sol eli kullanmanın bile duyduklarımızın farklı olmasında etkileri vardır. Paradoksa dönersek, sağ elini kullananlar ince tınıları sağ kulağında, sol elini kullananlar sol kulağında ya da her ikisinde duyduklarını söylüyor. Yani oyun devam ediyor.

Şimdi duyduklarımız, daha önce yaşadıklarımızın sesleri olabilir mi?

Tutarlıklıktan söz etmiştik. Hayatımızı devam ettirirken yeni diyebileceğimiz durumlarla karşılaştığımızda; beynimiz en son zaferle çıktığımız durumu referans gösterir. Duyduklarımız da bunlara dâhildir. İnsan beyni tutarlı olmayı her şeyin önünde tutacağı için, yeni duruma aslında yeni bir durum gibi yaklaşmaz. Eski ve yeni durumlar arasında korelâsyonlar kurar. O yüzden duyduklarımız doğru olmayabilir, duyduklarımız farklı anlamlara gelebilir.   

Hayatımızı bir bütün olarak yaşama eğiliminde olduğumuz için, onu parçalamaya dönük her hareketi savuşturmak istiyoruz. Daha evvel yaşadığımız bazı suskun olaylar, bir zaman sonra konuşmaya başlıyor. Ve bize tutarlılık telkin ediyorlar. Yani ses, akciğerlerden gelen havanın ses yoluyla oluşturduğu titreşimden çok daha fazlasıdır. Ses de, kendi hafızasını beraberinde taşır. O da düşer, kalkar ve yoluna devam eder. Hatta insan, kendi sesini bile başkaları gibi duyamaz. Çevreden yansıyan seslerle, kulağımızda toplananlar değişkenlik gösterebilir.

Sonuç olarak, beynimiz bize oyunlar oynamayı sürdürecek. Baştaki soruları daha da çoğaltırsak: duyacaklarımızı ya da göreceklerimizi yönetebilir miyiz, yani beynimizin bize oynadığı bu oyunda oyuncu olmaktan kurtulabilir miyiz?